Çağdaş Sözlük

Meczûb ~ مجذوب

Lugat-ı Remzi - Meczûb ~ مجذوب maddesi. Sayfa: 405 - Sira: 23

Lugat-ı Remzi; Meczûb maddesi. osmanlıcada Meczûb ne demek, Meczûb anlamı manası, Meczûb osmanlıca nasıl yazılır. Osmanlıca sözlükte Meczûb hakkında bilgi. Arapça Meczûb ne demek. Arapça osmanlıca sözlük. Farsçada Meczûb anlamı

Lugat-ı Remzi - مجذوب Meczûb ne demek. osmanlıca yazılışı anlamı manası..

Meczûb ~ مجذوب güncel sözlüklerde anlamı:

MECZUB ::: Başkasının te'siri ile hareket hâlinde olan. Cezbedilmiş. Aklı gitmiş olan. Aşk-ı İlahî ile kendinden geçmiş. * Deli. Divane. Mecnun.(Sultan Mehmed Fatih'in zamanında hikâye edilen meşhur ve mânidar "Cibâli Baba kıssası" nev'inden olarak bir kısım ehl-i velâyet, zâhiren muhakemeli ve âkıl görünürken, meczubdurlar. Ve bir kısmı dahi; bâzan sahvede ve daire-i akılda görünür, bâzan aklın ve muhakemenin haricinde bir hâle girer. Şu kısımdan bir sınıfı; ehl-i iltibastır, tefrik etmiyor. Sekir hâlinde gördüğü bir mes'eleyi hâlet-i sahvede tatbik eder, hatâ eder ve hatâ ettiğini bilmez. Meczubların bir kısmı ise; indallah mahfuzdur, dalâlete süluk etmez. Diğer bir kısmı ise, mahfuz değiller; bid'at ve dalâlet fırkalarında bulunabilirler. Hattâ, kâfirler içinde bulunabileceği ihtimal verilmiş.İşte; muvakkat veya dâimi meczub olduklarından, mânen '"mübarek mecnun" hükmünde oluyorlar. Ve mübarek ve serbest mecnun hükmünde oldukları için, mükellef değiller. Ve mükellef olmadıkları için muahaze olunmuyorlar. Kendi velâyet-i meczubaneleri bâki kalmakla beraber, ehl-i dalâlete ve ehl-i bid'aya tarafdar çıkarlar, mesleklerine bir derece revaç verip, bir kısım ehl-i imânı ve ehl-i hakkı, o mesleğe girmeye meş'umane bir sebebiyet verirler. M.)

meczûb ::: (a. s. i. cezb'den c. : meczûbîn) : 1) cezhoiunmuş, çekilmiş. 2) Allah sevgisinden dolayı cezbeye tutularak kendinden geçmiş [olan] , (bkz. : şeydâ). 3) deli, dîvâne, mecnûn.

meczub ::: cezbeli, kendini kaptırmış, başkasının etkisiyle davranan.

MECZuB ::: Evliyâdan bir kısmı öldükten sonra Huzûr-i ilâhîde her şeyi unuturlar. Dünyâdan ve dünyâda olanlardan haberleri olmaz. Duâları duymazlar. Bir şeye vâsıta, sebeb olmazlar. Dünyâdaki, diri olan evliyâ arasında da böyle meczûblar bulunur. (Ahmed Saîd-i Dehlevî)

2. Cezbeye tutulmuş, çekilmiş tasavvuf yolcusu.

Tasavvuf yolunda ilerlemek isteyenlerin, arada vâsıta olmadan maksada kavuşmaları çok güçtür. Bunlara bütün tasavvuf derecelerini geçmiş olan bir Ehl-i sünnet âliminin yardımı lâzımdır. Onun sözleri, ölmüş kalbleri diriltmek için devâdır. Bakışları şifâdır. Böyle devletli bir rehber ele geçmezse, meczûb olan sâlik (tasavvuf yolcusu) de böyle bir nîmettir. Bu da tâlibleri (tasavvuf yolunda ilerlemek isteyenleri) yetiştirebilir. (İmâm-ı Rabbânî)

meczûb ::: coşarak kendinden geçen , cezbedilmiş , tanrı sevgisiyle cezbeye kapılan , deli , cezbeli , kendini kaptırmış , başkasının etkisiyle davranan

meczub ::: başkasının te'siri ile hareket halinde olan , cezbedilmiş , aklı gitmiş olan , aşk-ı ilahi ile kendinden geçmiş , deli , divane , mecnun

meczûb ::: ‬cezbedilmiş

meczûb ::: Tanrı sevgisiyle cezbeye kapılan

meczûb ::: deli

meczûb ::: (a. s. i. cezb'den c. : meczûbîn) 1) cezhoiunmuş, çekilmiş. 2) Allah sevgisinden dolayı cezbeye tutularak kendinden geçmiş [olan] , (bkz. : şeydâ). 3) deli, dîvâne, mecnûn.

MECZUB :::

Başkasının te'siri ile hareket hâlinde olan. Cezbedilmiş. Aklı gitmiş olan. Aşk-ı İlahî ile kendinden geçmiş. * Deli. Divane. Mecnun.(Sultan Mehmed Fatih'in zamanında hikâye edilen meşhur ve mânidar "Cibâli Baba kıssası" nev'inden olarak bir kısım ehl-i velâyet, zâhiren muhakemeli ve âkıl görünürken, meczubdurlar. Ve bir kısmı dahi; bâzan sahvede ve daire-i akılda görünür, bâzan aklın ve muhakemenin haricinde bir hâle girer. Şu kısımdan bir sınıfı; ehl-i iltibastır, tefrik etmiyor. Sekir hâlinde gördüğü bi